Etki ve Tepki

Tabii bilimler ile ugrasanlar tepkinin etkiden dogdugunu biliyorlar. (Aksiyon-Reaksiyon) Nerede siddet varsa orada karsi siddet bir doga kanunu olarak olacaktir. Bu dogal olayi insanlara indirgedigimizde istegimizin disin da birsey midir diye sorabiliriz. Ya da söyle: Siddetin siddeti dogurdugu dogrudur ve biliyoruz, peki asil siddetin kaynagi nereden geliyor?

Insan biyolojisine baktigimizda hayvan ve insanin birbirinden ayrilisi on milyon yil öncedir. Tas devri insanina Homo Habilis ve Australopithecinen deniliyor. Bunlarin devamina, yani ates devri insanina Homo Erectus denilirken (son iki milyon yila damgasini vuruyor), onlarin takipcisi Homo Sapiens ve Neandertalensis son bir milyon yilindan beri taniniyorlar.

Neandertalensis 40 bin yil önce tamamen ölüp tarihten silinirken Homo Sapiens, yani bizler halen dünyanin „efendileri” olarak yasiyoruz. Neandertalensis’i Homo Sapiensler mi yok etti, kendileri mi yok oldugu üzerine bilgi yok denecek kadar azdir.

Görüldügü gibi „insan olmak” kisa degil cok uzun bir zamanin neticesi sonucudur. Degisim ya da evrim sadece sosyal degil, ayni zamanda genetik ve fizikseldir. Örnegin bundan otuz bin yil önce insanlar ortalama 1.30 cm büyüklükteyken simdi 1.75 cm’dir. Ya da o dönem her insan ortalama 30 yasinda ölürken simdi bu yas 75’dir.

Atesi bulan, fakat dil bilmiyen, sadece hayvanlardan yüzde iki daha fazla zekaya sahip olan bu maymunsu insan, yani düsünen hayvanlar, ates etrafinda bulusup komünikasyon ile toplumlasiyorlar. Bu toplumlasmanin asil nedeni insanin sosyal varlik olmasiydi. Tipki diger hayvanlar gibi.

Toplumlasan insanlar tabisi geregi kültürlesiyorlar. Fakat bundan önce magarada ve agac kovuklarinda dogal olarak KORKU icerisinde dogaya boyun egip on milyon yili askin yasiyan insan tipi vardir. Bu insan tipi her ne kadar bu gün dogayi yendigini söylese dahi halen o dogaya karsi derin korkunun icinde oldugunu biliniyor. Bu korkuya „asil korku” ya da „ilk-korku” da deniliyor. Tipki sexuell güdülerimizin „asil güdü”nün, yani asil nedenin tabii soyunu „cogaltmak” oldugu gibi.

Bu asil korku icimizde sadece dogaya karsi degil, en cokta insana karsi vardir. Yani insan hem dogadan hem de insandan korkuyor. Iste aslinda saldiri korkudan geliyor. Yani siddetin asil kaynagi korkudur. Örnegin eger TC Kürdlerin bagimsizligindan veya bölgeyi Kürdlere kaybedeceginden korkmasa Kürdlere saldirir mi, ya da baski ve zulüm uygular mi?

Bilindigi gibi Uzak-Dogu’da Karete, Kung-Fu, Teak-Wando gibi kendini savunmak icin sporlar yapilir. Bu sporlarin hepisinin amaci icindeki korkuyu yenmek ve özgüveni arttirmaktir. Yani perfekt Kung-Fu veya Karate bilen bir insan kendisinden zayif bir insana hic bir zaman saldirmaz. Eger birisi kendisine saldirirsada yapacagi eylem sadece gelen saldiriyi bos cikarmak icindir. Yani saldiri oldugu halde, gelen her yumrugu onun denginde karsilik vermez, onu bosa cikarip karsisindakini yorarak, büyük zarar vermeden yenmek. Kisacasi Uzak-Dogu savunmasinin felsefesi budur.

Bazi bilim insanlari insanin sahip olma, hiyerarsi, digerlerinden iyi, güzel ve üstün olma koplexini bu ilk-korkular neticesi sonucu oldugunu söylerken, büyük düsünür Carl Sagan, insanoglunun asil barbarligini sürüngen Komplexe’e bagliyor. (R-Complex = Reptilian Complex)

Carl Sangan’a göre insanlarin beyninin altinda yer alan „beyin sapi”, sürüngen dönemde genetik izler tasiyor.

Buna karsilik insanlarin Neo-Cortex denilen gelismis beyin yapisindaki bilgi ve kültür ile o beyin sapindaki ilkel sürüngen icgüdülerini, hiyerarsi, sahip olma vs. asma cabasi vardir.

Demek ki „Etki ve Tepki” nin nedenleri sadece disarda degil beynimizin icindedir de diyebiliriz. Insanin insan olma mücadelesini ilk etapta kendisini degistirmesi gerektigini bu baglamda da anlamak mümkündür. Yani o tasavvuf’taki „nefsi yenme, benlikten kurtulma” kavramini da böyle anlayabiliriz.

Yapilan tüm bu örnekler ve bilgiler sözkonusu „Etki ve Tepki” nin bize „siddete karsi hemen siddet” demenin yanlis oldugunu aciklarken, bunun bazen maalesef kacinilmaz ve istemimiz disi basvurulan bir yöntem oldugunu da, mesru müdaafa, yani savunma hakki olarak da dogruluyor.

Bu baglamda her insan dünyanin neresin de olursa olsun emegini, dilini, kültürünü, cinsini, rengini, yani bir bütün var olma eylemini herkese karsi savunma hakkina dogasi geregi sahiptir diyebiliriz.

Peki bu hak nasil kullanilir? Dagdan kayan bir tasi düsünün. Tasin elbette kaymasinin nedeni vardir. Hakli veya haksiz olabilir. Düstügü yer eger kendinden daha sert ise, kendisini kuskusuz parcalayacaktir. Eger yumusak ise parcalamadan icerisine gömülecek, kaybolup gidecek veya öyle kalacaktir. Eger zayifsa onu paramparca edecektir.

Iste bence zayiflarin paramparca olmamasi ve ezilmemeleri icin hemen hepsinin birlesmeleri gerekiyor. Birlesip güclenen zayiflar kaymak üzere olan, ya da kayan tasi hepberaber durdurup bir daha kaymamasi icin gereken önlemleri alabilirler.

Aclik, susuzluk ve yolsuzlugun hüküm sürdügü, zindanlarin tiklim tiklim dolu oldugu, issizlerin had safhaya ulastigi, iskence, tecavvüz, insan yakmalar vs’nin bol oldugu bir ülkede 30 a bölünmüs, birlikten uzak Kürd toplumunun özgürlesmesi mümkün mü?

Kim ne istiyorsa istesin. Her insan’in elbette düsleri olmalidir. Fakat herkes “yeni” bir toplum icin sürüngen (R-Complex) ya da “insan olma” (Neo-Cortex) arasinda tercih yapmak zorundadir diye düsünüyorum.

Alan Lezan, Berlin – 3 Subat 2000

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: