Acı Çekmemek Bir İnsanlık Hakkıdır
Bilimsel ve teknolojik alanda kaydedilen büyük ilerlemelere rağmen, dünya genelinde milyonlarca insan hâlâ açlık, susuzluk, yoksulluk, işsizlik ve evsizlik gibi temel sorunlarla mücadele ediyor. Küresel tabloya baktığımızda, insanlığın büyük bir kısmının güvenli ve mutlu bir yaşam sürdüremediği açıkça görülüyor.
Bu acıların nedenleri çok yönlüdür. Bireysel psikolojik etkenler dışında, en temel neden yapısal eşitsizliktir. Küçük bir azınlık üretim araçlarını elinde tutarken, çoğunluk sistematik olarak dışlanmakta ve sömürülmektedir.
Oysa yaşamın temel amacı, insanın mutlu ve huzurlu olmasıdır. Aç bir insanın felsefe yapamayacağı gibi, temel ihtiyaçları karşılanmayan bir birey de gerçek anlamda mutlu olamaz. Zenginlik, şöhret ve mülk tek başına mutluluğu garanti etmez. Eğer öyle olsaydı, tüm zenginler ve ünlüler mutlu olurdu. Oysa gerçek yaşam bunun aksini gösteriyor. Elbette parayla mutlu olan insanlar vardır; ancak bu durum istisnadır. Kalıcı mutluluğun temeli, iç huzur ve yaşamsal ihtiyaçların karşılanmasıdır.
Filozofların Mutluluk Üzerine Görüşleri
Mutluluk, tarih boyunca filozofların en çok üzerinde durduğu konulardan biri olmuştur. Onların düşünceleri, günümüzdeki eşitsizlik ve acı tartışmalarına ışık tutmaktadır:
- Aristoteles, mutluluğu (eudaimonia) erdemli bir yaşamla ilişkilendirir. Ancak açlık ve güvencesizlik içinde yaşayan bir insanın erdemli yaşaması mümkün değildir.
- Sokrates, mutluluğu ruhun iyiliğiyle bağdaştırır. Bu içsel bilgelik, temel ihtiyaçlar karşılanmadan gelişemez. “Kendini bil” öğüdü, bireyin hem kendisiyle hem toplumla barış içinde yaşamasını hedefler.
- Epikuros, mutluluğu acıdan uzak sade bir yaşamda bulur. Ona göre en büyük haz, acının olmamasıdır. Temel ihtiyaçların karşılanması, insanı acıdan uzaklaştırır.
- Nietzsche, mutluluğu zorlukların üstesinden gelme gücünde görür. Ancak bu görüş, özgürlük ve temel hakların olmadığı eşitsiz toplumlarda geçerli olamaz. “Üstinsan” ideali, bireyin kendi değerlerini yaratmasıyla ilgilidir.
Dalai Lama ve Evrensel Refah
Dalai Lama’ya göre mutluluğun temeli iç huzur ve toplumsal barıştır. Yoksulluk ve sefalet, mutlu bir yaşamı engeller. Onun sözleri hem felsefi hem insani bir çağrıdır: Her insanın ekmek, temiz su ve güvenli bir konuta erişimi olmalıdır.
Eşitlik Bir Ütopya mı?
Bazılarına göre, dünya kaynaklarının adil bir şekilde dağıtılması sadece bir hayaldir. Eski BM Çevre Programı Başkanı Klaus Töpfer, Çin’deki 1.3 milyar insanın Batı’daki yaşam standartlarına ulaşmasının mümkün olmadığını savunur. Batı’da orta sınıf ayda 3 ila 15 bin Euro kazanmakta, her evde birkaç araba bulunmakta ve bolluk içinde yaşamaktadır. Buna karşılık, zengin kaynaklara sahip Kürdistan’da halkın bir kısmı okuma yazma bilmemekte, çoğu açlık ve susuzlukla mücadele etmektedir. Bu büyük fark, ileride sosyal çalkantılara yol açabilir – ki bunun işaretleri şimdiden görülmektedir.
Çin’in hedefi, 2035 yılına kadar ekonomisini dört katına çıkarmaktır. Bu, Çin’e daha fazla hammadde sağlanması anlamına gelir ve Batı’nın refah düzeyini etkileyebilir. Töpfer şöyle der: “Eğer Çin, Almanya kadar araba üretirse, bu 650 milyon araç demektir. Bu da metal ve petrol ihtiyacı demektir. Ancak bu kadar üretim için yeterli kaynak yok.”
Bu nedenle bazı Batılı muhafazakâr çevreler, gelişmekte olan ülkelerin refah düzeyini gerekirse zorla düşük tutmak gerektiğini savunmaktadır. Bu da yerel savaşlar ve ekonomik baskılar anlamına gelir. Onlara göre adil ve eşit bir dünya sadece bir hayaldir. Kısacası, dünyadaki her şey sadece ‘bizim’ içindir diyorlar.
Çevre ve Savaş Tehdidi
Refahın yaygınlaşması, çevre kirliliği ve kaynak tüketimi açısından tehdit olarak görülüyor. Arabalar ve uçaklardan çıkan gazlar, çevreyi en çok kirleten unsurlar arasında yer alıyor. Bu şekilde devam ederse, gezegenimiz bir gün çökecektir.
Ne Yapmalı?
Zenginlik kaynaklarının sınırlı olduğu doğrudur. Ancak bir insanın mutlu olması için bolluk şart değildir. Temel ihtiyaçların karşılanması, acılarımızı hafifletir. Bunun yanında, alternatif yaşam biçimleri geliştirmeliyiz. Herkesin ekmek, su, konut, düşünce özgürlüğü, eğitim, tiyatro ve sinema gibi yaşam için gerekli tüm ihtiyaçları karşılanmalıdır. Dünya, herkes için yeterli kaynağa sahiptir. Yeter ki hak, hukuk ve adil bir dağılım olsun.
Bu düşünce bugün dünya için bir ütopya gibi görünse de, Kürdistan’da mümkündür. Çünkü Kürdlerin toprakları her yönüyle zengindir. Asıl sorun sömürgeciliktir. Ve bu sömürgeciliğe karşı durmak, hem acıyı azaltmak hem de mutluluğu mümkün kılmak için etik bir zorunluluktur.
Alan Lezan, Berlin -11. Nisan 2004 19:31:44
NOT: Yukarıda da görüldüğü gibi ben bu yazıyı 2004’te kaleme alıyorum. Zeitgeist’in Peter Joseph tarafından 10. Şubat 2008 tarihinde yapılan belgesel filmdeki izlenim ve önerilerine aynen katılıyorum. Bana göre dünyada herkese her şey yeterince vardır ama eşit dağılımın olmaması bir sorun oluşturmaktadır. Eğer bilim ve teknoloji Zeitgeist’cilerin dediği gibi gelişir, alternatif enerji kaynakları (güneş, hava, su ve nükleer) bulunur ve mal-mülkte bollaşırsa o zaman herkes internetteki gibi istediğini alacak, “mutlu” olacaktır. Ben şahsen çok optimistim ve dünyanın çok iyiye doğru geliştiğini düşünüyorum. Bu konuda daha geniş bilgi için Zeitgeist:Addendum belgesel filmine de bakmanızı diliyorum.
Alan Lezan, Frankfurt am Main-18. Subat 2009