Tarih Bilinci ile Gelecegi Belirlemek!

 

“Aslanlar tarihlerini yazmadıkları sürece tarihleri avcılar tarafında yazılır” diye bir Afrika atasözü vardir. Bu dogrudur, fakat asil önemli olan yazilanin belgeleri ile kanitlanmis olmasi ve diger halklar tarafindan kabul görmesidir.

Goethe “3 bin yılık tarihini bilmeyen insanlar günübirlik yasarlar” diyor ve yine bir başka atasözü olan “Tarihini bilmeyen uluslar cocuk kalırlar” dir. Tüm bunlar elbette dogrudur. Tarih gelecegi belirlemek icin bize bilmemiz gereken önemli kaynaklar sunuyor. Tarihi bilmeyen gelecegine de yön veremez. Bir halkın güveni icin tarihini ele almasının cok gerekli ve hayati bir mesele oldugu kusku götürmez. Önemli olan hayatimizin sadece bir tarihten olusmadigi, simdiki zaman ve gelecegide planlamamiz gerektigidir. Yani tarihi tartisirken tarihte kaybolup gitmemeliyiz. Ayni sey teori icinde gecerli.

Kürdlerin en son olarak tarihleri ile ilgilenmesi ulusal bilincin yaratilmasinda büyük bir engel teskil etmistir.

Gotiler, Kasitler, Mitaniler, Urartular, Medler ve Aryanlar gibi tarihi halklar her ne kadar Kürdlerin atalaridir deniliyorsa bir cok tarih bilimcileri halen celisiyorlar. „Junge Welt” denilen bir gazetede Kürdler üzerine okudugum bir yazi cok asagilayiciydi ki bu gazete kendisini „sol” görüslü olarak tanimliyor. Ismini su an hatirlamadigim yazar, Kürdlerin kendilerini iyi göstermek icin bu tarihsel ve „degerli” halklari atalari oldugunu iddia ediyorlar diye yaziyordu.

Tarihin derinliklerinde Kürd Atalarini aramak zordur ama benim icin Kürd realitesi önemlidir. Kürdler de Basklar gibi kendi basina bir halk oldugu, dili ve kültürü ile canli önümüzde dim dik duruyor. Kürdlerin varligindan kusku duyan Kürdistan’a gidebilir. Gerisi sürec icerisinde muhakkak aydinlanacaktir. Iran’in Hamadan’daki Medlerin Krallik köskü arsivleri bir gün acilmasi ve incelenmesiyle bize önemli belgeler verecektir. Bu baglamda calismalarimiza sabirli devam etmeliyiz diye düsünüyorum. Her halkin bir tarihi oldugu gibi Kürdlerin de bir tarihi oldugu kesindir. Önemli olan onu berraklastirmaktir.

Örnegin sayin Prof. Mehrdad Izady ve sayin arastirmaci-yazar Faik Bulut’un Kürdler üzerine yazdiklarina bir göz attigimizda bir cok celiski görecegiz. Hangi halkin Tarihi celiskili degil? Insanlik tarihine baktigimizda günden güne yeni bulgular ile karsilasiyoruz. Insanlik ilerledikce tarihte aydinlanacaktir. Izady örnegin Kürtlerin Zerdüstlük ile hic bir ilgisi olmadigini yazarken, Sayin Bulut “Izady’nin tezi, sihirsel düsünce ve antik inanclarin Zerdüstlük’e katkisini irdelemek bakimindan kiskirtici bir soru” olarak niteliyor. Kime inanacagiz? Ikisinde de yeterli belge yok.

Bence biz bir halkin degil halklarin tarihini hep beraber yazmaliyiz. Örnegin Kürdlerin, Türklerin, Arap ve Farslarin ve Anadolu’da yasiyan diger halklarin tarihini bizzat bu halklardan bilim insanlarin katilimi ve ORTAK calismaliri ile yazilmalidir. Eger bir Alman, Ingiliz, Fransiz veya italyan kültüründen insanlarda katilirsa daha hos ve gercekci olur.

Her halk kedi tarihini yarattigi icin kendi tarihinide kendisi yazar denilir. Ben buna katilmiyorum. Diger halklardan insanlarin bilimsel diger bir halkin tarihini yazmasini daha gercekci buluyorum. Cünkü bu cok daha objektif ve inandirici olur. Aksi taktirde subjektiflikten ve sövenizmden kendimizi kurtaramayiz.

Belgeli ve bilimsel kitaplara inanilir. Fakat herhangi bir kitaba inanilmaz. Ben Türkiye’de yazilan gerek Kürd gerekse Türk Kültüründen insanlarin yazdiklarina kusku ile bakarim.

BILIM ve yine de BILIM. Hersey cürütülür, ama belgelenen BILIMSEL bir tezi cürütmek zordur.

Alan Lezan, Berlin – 30. Mayis 2004 18:47:21

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: