Bir Rüyam Var!

“Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın getirdiği güçlüklere ve engellemelere rağmen
bir rüyam var benim. Bir Rüyam Var!
Bir rüyam var. Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak. “Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.”
Bir rüyam var. Gün gelecek, eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.
Bir rüyam var. Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.
Bir rüyam var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.
Bugün bir rüyam var benim.
Bir rüyam var. Gün gelecek, Alabama eyaleti, valisinin ağzından hep müdahale etme ve izin vermeme yönünde sözler dökülen o eyalet, küçük siyah oğlanlarla küçük siyah kızların, küçük beyaz oğlanlarla ve küçük beyaz kızların el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.
Bugün bir rüyam var benim.
Bir rüyam var. Gün gelecek, bütün vadiler yükselip bütün tepeler ve dağlar alçalacak, engebeli yerler düzlük yapılıp, girintilerle çıkıntılar düzleşecek ve Allah’ın şanı yeryüzüne inecek, bütün canlar hep birlikte görecek onu.
Özgürlüğün yankılanmasını sağladığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlüğün yankısını duyduğumuzda, o gün yakın demektir ve o gün Allah’ın bütün kulları, siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşup eski bir zenci ilahîsini söyleyecekler:
Sonunda özgürüz! Sonunda özgürüz!
Şükürler olsun Ya Rabbim!
Sonunda hepimiz özgürüz!”

Dr. Martin Luther King, Jr. (15 Ocak 1929 – 4 Nisan 1968) ABD’li siyah Baptist rahip ve Amerikan yurttaş hakları hareketi önderidir. Dr. King, yukarıdaki ünlü konuşmayı Washington D.C.’de Ağustos 1963’te Lincoln Anıtı’nın önünde yapmıştır.

Dr. Martin Luther King dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanınmaktadır ve 1964 yılında Nobel Barış Ödülü‘nü kazanmıştır. Ayrıca, 1977 yılında, ölümünden 9 yıl sonra, eski ABD başkanı Jimmy Carter tarafından Başkanlık Özgürlük Ödülü‘ne layık görülmüş ve onuruna Martin Luther King Günü kutlanmaya başlanmıştır. Dr. King’in en bilinen ve etkili konuşması yukarıda aktardığım satırlardır.

1968’den günümüze tam 51 yıl geçti.

Bazen düşünüyorum da acaba Dr. Martin Luther King, Nelson Mandela, Melcolm-X ve Frantz Fanon olmasaydı ve bu insanlar kendi döneminde ırkçılığa karşı çıkmasaydılar bugün Barak Obama Amerika’nın başbakanı olur muydu? Ya da bunda 20 yıl önce hangi birimiz siyah derili Obama’nın Amerika’nın başkanı olduğunu düşünürdü? Ya da birisi bundan 20 yıl evveli gelseydi ve deseydi ki Kürd kasabı Saddam asılacaktır, hangimiz inanırdı? 14 yıl kadar öncesine bakalım, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani’nin, Irak’a Cumhurbaşkanı olacağını kim düşünebilirdi?

Ben kesinlikle küçük adımlara karşı değilim ama eğer bir hastalık varsa o hastalığın olmasına neden olan virüse karşı değil de sadece onun dışa yansımalarına karşı (örneğin gripe yakalandığınızda habire burnunuzu silmek gibi) durursanız o zaman insan hiçbir zaman o hastalığı yok edemez! Gripi durdurmak için ne yapılır? İnsan anti-biotik alarak gripin olmasına neden olan virüsü öldürür. Yoksa burun silmekle asıl hastalığın kendisini yok edilmez. Burun silmek sadece gripin dışa vurumu, yani hastalığın belirtileridir. İşte bazı insanlar bir hastalığa veya soruna “neden” olan virüsü yok edeceklerine onun yan etkileriyle uğraşıp kendilerini avutuyorlar.

Eğer bugün Kürdistan’da insanlar aç susuzsa, kadınlarımız bunalmış ve intihar ediyorlarsa o zaman bunun nedenini/kökenini araştırmak ve nereden kaynaklandığını iyi tespit ederek bizi bu hale getiren o virüsü ortadan kaldırmak gerekiyor. Yoksa ben birçok yazımda yazdığım gibi küçük adımları olmayanın büyük adımlarımda olmadığını pekâlâ iyi biliyorum. Ama bu demek değildir ki küçük adımlar ile uğraşırken asıl  hedefimizden vazgeçelim. Her zaman bilmeliyiz ki bir hastalığa neden olan virüsü söküp atmadıkça o hastalık katiyen iyileşmez.

İşte Dr. Martin Luther King’in başlattığı barış yanlısı protesto eylemleri, 1964 Yurttaş Hakları Yasası’nın çıkmasını sağlamıştır. Yasayla Amerika Birleşik Devletleri’nde ırk ayrımcılığı yasaklanmıştır.

Burada da görüleceği gibi toplumsal sorunlar ancak toplumsal düzeyde çözülür.

Bana göre Kürdlerin diğer dünya ülkelerinden hiçbir eksikliği  yoktur. Ama ne var ki, Kürdlerin ülkesi Kürdistan’ın üç parçası halen işgal altındadır. Bu bir tespittir ve doğrudur. O zaman Kürdlerin yapacağı tek şey bu sömürgecilik virüsünü kökünden söküp atmaktır. Şimdi buna güçleri yetmiyor mu? O zaman yapılacak iş güç toplamak ve gerekli doğru ÖNDERLİĞİ çıkarmaktır…

Diğer yandan ben şahsen Güney Kürdistan’ı bağımsız kabul ediyorum, çünkü federasyon da devlet içinde bir devlettir. Burada esas olan Güney’de Kürd bayrağının dalgalanması ve Kürdlerin kendi ekonomisini, siyasetini, savunmasını bağımsız yapması ve anadilde eğitim görmeleri özgürce kültürünü yaşamalarıdır.

Şu an Güney’de doğan ve 30 yaşına basmış milyonlarca genç insan özgür Kürdistan’ın özgür evlatlarıdır. Bunlar içinde ileride daha ne değerli insanlar, ne önderler/politikacılar/yazar ve mühendisler çıkar hep beraber göreceğiz.

Kürdlerin bu yüzyılda özgürlüğü ve bağımsızlığına kavuşacağı benim için hiçbir zaman bir hayal olmadı. Bu bir hayal olsa da uğruna ölüme bile gideceğim güzel bir hayaldir. Bu dünyada kim bana hayal etmemi yasaklayabilir? Bizi bu yaşamda ayakta tutan hayal ve düşlerimiz değil mi?

Umutluyum!

Kürdler ucu açık bir siyaset yürütmelidir. Celal Talabani “Kürt devleti hayaldir” demesi, Yaşar Kemal’in, “Kürdler devlet istemiyor, endişelenmeyin…” demesi yanlıştı. Hiç kimsenin, gelecek kuşakların iradesine ambargo koymak hakkı olmamalıdır. Bölünme, parçalanma ve paylaşılma, Kürdistan’ın iç dinamiklerini bozmuştur, tahrip etmiştir. Bugün Kürdistan’da dış dinamikler daha belirleyicidir.

Ben 21. Yüzyılının Kürdlerin yüzyılı olacağını düşünüyorum ve bu nedenle elimden gelen her desteği Kürdlere kendi çapımda veriyorum. Eğer Kürdistan gelecek yıllarda tam bağımsız olmasa da belli bir statüye, yani en asgari federasyona kavuşacağı muhakkaktır. Çünkü “ebediyen” diye hiçbir şey yoktur. Her şey değişecek, değişmek zorundadır. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Zaten internetin oluşu bu değişimi çok hızlandırmıştır.

Bazı insanlara göre sanki Kürdlerin hepsi işsiz, güçsüz sokakta başıboş dolaşıyorlar, bol keseden atıyorlar. Oysa bizim içimizde ebetteki her sınıf ve tabakadan insanlarımız vardır. Bunlar memurdur, öğretmendir, öğrencidir, esnaftır, peşmergedir, işçidir, köylüdür, doktordur, mühendistir vesaire. Bunların hepsi de boş durmuyor ve vızır vızır çalışıyorlar, öğreniyorlar, kendilerini gün be gün geliştiriyorlar. Her geçen gün Kürdleri özgürlüğüne bir gün daha yakınlaştırıyorlar.

Irkçılığa, faşizme ve sömürgeciliğe karşı dünyadaki bütün ayaklanma ve direnişler nasıl olduysa Kürdler de de ileride aynen öyle olacağını ümit ediyorum. Nasıl ki dünyada 194 devlet kurulmuşsa aynen öyle de Kürdlerin devleti de muhakkak kurulacak, kurulmak zorundadır, çünkü Kürdler bir azınlık veya bir topluluk değil, Kürdler kayda değer bir TOPLUM ve ULUStur.

Kürdler geliştikçe Türk, Arap, Fars generallerinin apoletleri de birer birer düşecektir.  Zaten bu savaşı sömürgeciler Kürdlerin kalbinde kaybetmiştir. Bunun gerisi de gelecektir. Eğer onların topu tüfeği varsa bizim de SU gibi çıplak yüreğimiz ve ülkemize olan inancımız vardır.  Kimin kimden daha kuvvetli olduğunu artık zaman bize ileride gösterecektir. Burada esas olan Bertolt Brecht’in dediği gibi küçük balıkları toplayıp belli bir güce ulaşmak ve seferber etmektir. 30-35 milyon insan hiçte küçük bir sayı değil. Bunların %10’u bile yeterlidir. Yeter ki doğru bir önderlik olsun.

Falcı değilim ama Dr. Martin Luther King’in 1960’larda ektiği tohumların meyvelerini bugün topluyorsak, yani 50 sene sonra, o zaman çağımızda interentin olmasıyla bizim bugün ektiğimiz tohumların meyvelerini de demek ki en geç 30-40 sene sonra, belki de daha erken toplayacağımıza inancım tamdır!

Alan Lezan, 21. Temmuz 2019

 

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: