Acı çekmemekte bir insanlık hakkıdır!

Büyük bilim ve tekniksel gelişmelere rağmen insanların su an dünyada büyük acı çektiğini biliyoruz: Açlık, susuzluk, sefalet, işsizlik, evsizlik, bir bütün mutlu olmayan bir insan maalesef görüyoruz.

Bilindiği gibi olan her şeyin bir nedeni vardır. Sadist-mazoşistler hariç acı çekmenin en büyük nedeni eşitsizliktir. Küçücük bir azınlık bütün üretim araçlarını elinde bulundurarak, büyük bir çoğunluğu sömürerek, onun üstünde baskı uygulayarak ona büyük acılar çektirmektedir.

Hayatın, yasamın amacı özünde mutlu olmaktır. Nasıl ki karni aç olan insan felsefe yapamazsa, karni aç olan insan mutlu da olamaz. Mutluluk elbette sadece mal-mülk, san-şöhret edinmek ile de olunmaz. Eğer böyle olsaydı zenginlerin ve san-şöhret kazanmış insanların hepsi mutlu olurlardı. Bunun böyle olmadığını biliyoruz. Fakat paradan, san-şöhretten mutlu olanlar elbette yeterince insan vardır. Belli bir konforun oluşu, geldiği toplum, iyi bir eğitim mutlu olmaya yardımcı olabilecek bazı faktörlerdir.

Mutlu ve başarılı olmanın birçok yolu vardır. Kimisi din de mutlu olmanın yolunu bulurken, kimisi de ekonomide veya yazmada vs. mutluluğunu bulabilir. Genel olarak yaptığımız herhangi bir iş veya uğraşı, sevgi, aile vs. de insani mutlu edebilir. Mutluluk ile denilmek istenilen genel olarak rahat, ruhu temiz, iç sükûnet, gerginliği azalmış bir insandır.

Mutluluğun esas kaynağı, kökeni ise iç bahistir, huzurdur. Böyle bir insan elbette ilahi değildir. Onun da mutluluğa rağmen bir sürü problemi vs. olabilir. Fakat mutlu olan insanlar problemlerini çözmede de zorluk çekmezler.

Mutluluğun çok türlü düzlemi vardır. Dalai Lama’ya göre, bu düzlemlerden biri, insanın kalbi ve iç barışı arasındaki ahenkli oyundu ve dünyadaki halklar arasında, dıştan gelen dünya barışıydı. Dalai Lama devamla: “Bütün dünyada yaşayan insanlara büyük refah diliyorum. Fakirlik ve sefalet mutlu bir yaşam getirmiyor. İnsanların ekmek, temiz su, konut vs. temel ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bu bütün kültürler için geçerlidir,” diyor. (Mit Dalai Lama durch Jahr, 4. Januar)

Herkese „refah” ilk etapta mümkün görünmese de yaptığım araştırmalar eğer dünyada zenginlik kaynaklarının eşit dağılımı olursa bunun mümkün olduğudur. Biz refah deyince tabii herkesin zenginlik ve bolluk içinde yüzeceğini söylemiyoruz: Temiz ekmek, temiz su, sinema, tiyatro, eğitim, kültür, yeterince giyinme vs. yani kısaca bütün zaruri ihtiyaçları karşılamak.

Bu konuyu küçük bir örnek ile biraz açmak istiyorum:

Kimine göre dünyadaki zenginlik kaynaklarının eşit derecede dağılımı bir ütopyadan ibarettir.

UNO örneğin, “Dünya zengin bir Çin yapmaya gücü yetmiyor” diyor.

Birleşmiş Milletlerin kendi dönemindeki çevre-programı şefi Klaus Töpfer’e göre bir Çin’de yasayan 1.3 milyar insanın Batı’daki insanlar gibi yasamaları mümkün değildir diyor.

Burada bahsedilen orta sınıftır. Batı’daki orta sınıf ayda ortalama 3-15 bin Euro kazanır, her evin iki veya üç arabası var, adeta bolluk içerisinde yaşıyorlar. Buna karşın zengin kanyakları bol olan bir Kürdistan’da halkın %80 okuma yazma örneğin bilmiyor. 1.3 milyar Çin insanının büyük kısmı bir bisiklet dahi alamıyor. Burada büyük bir fark, eşitsizlik görmek mümkündür. Bu fark ileride elbette büyük sosyal kargaşalıklara yol açacaktır, zaten bunu şimdiden gözlüyoruz.

Çin’in hedefi ekonomisini 2025 yılında dört katına çıkarmaktır. Cin’in bunu yapması endüstri ve gelişmiş Bati ülkelerinin refah ve bolluk düzeylerin de düşüş demektir, çünkü bu Cin’e daha çok hammadde vermek demektir. Cin’e verilen bu hammaddeler Batı’da ayni zamanda kısıtlama anlamına geliyor.

Töpfer bu durumu Araba endüstrisini örnek vererek söyle açıklıyor;

Eğer Çin örneğin Çin’de Almanya’da olan Arabalar kadar Araba üretmeye kalkarsa bu 650 milyon Araba üretimi demektir. Bunun anlamı Metal ve Petrol’dür. Fakat bu kadar Araba ileride üretmek için ne yeterince Metal, ne de Petrol vardır.

Artık Asya, Afrika, Doğu-Avrupa, Güney-Amerika ve diğer 3. Dünya ülkelerinin bu seviyeye gelmesini unutalım. Bırakalım bunların hepsine bir Araba Batı gibi bir refah düzeyinin olması dahi bir hayaldır.

Burada en büyük problemi yine çevre kirliliği oluşturuyor. Bilindiği gibi arabadan çıkan gazlar çevreyi en çok kirletiyor. Böyle giderse eğer, gezegenimiz dünya bir gün çökecektir.

Batı’daki muhafazakârlara göre tüm bu nedenlerden dolayı 3. Dünya ülkelerinin ekonomisini mümkün olduğu kadar kendi refah düzeyleri için silah zoruyla da olsa en aşağılarda tutmaktır. Bu da yerel savaşlar anlamına geliyor.

Onlara göre eşitlikçi adil bir dünya yalandan ibarettir. Bu anlamda zenginlik kaynaklarının eşit dağılımda bir ütopyadır. Kısacası dünyadaki her şey sadece bizim içindir diyorlar.

Ne yapmalı?

Zenginlik kaynaklarının azlığı bir gerçektir. Yazımı mutlu olmak ile başladım. Bence bir insanın mutlu olması için bolluk şart değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi zaruri ihtiyaçların karşılanması, acılarımızın dinmesine yardımcı olur. Diğer yandan ALTERNATIF YASAM BICIMLERI geliştirmeliyiz. Herkese ekmek, su, konut, düşünce özgürlüğü, eğitim, tiyatro, sinema vs. yasam için gerekli ve zaruri bütün ihtiyaçlar olmalıdır. Bunlar için dünyada herkese her şey yeterince vardır, yeter ki hak, hukuk ve eşit dağılım olsun. Bu düşünce şimdilik dünyaya indirgediğimizde bir ütopya gibi görünse de Kürdistan’da bu mümkündür, çünkü Kürdlerin toprakları her yönüyle zengindir. Asil sorun sömürgeciliktir.

Alan Lezan, Berlin -11. Nisan 2004 19:31:44

NOT: Yukarıda da görüldüğü gibi ben bu yazıyı 2004’te kaleme alıyorum. Zeitgeist’in Peter Joseph tarafından 10. Şubat 2008 tarihinde yapılan belgesel filmdeki izlenim ve önerilerine aynen katılıyorum. Bana göre dünyada herkese her şey yeterince vardır ama eşit dağılımın olmaması bir sorun oluşturmaktadır. Eğer bilim ve teknoloji Zeitgeist’cilerin dediği gibi gelişir, alternatif enerji kaynakları (güneş, hava, su  ve nükleer) bulunur ve mal-mülkte bollaşırsa o zaman herkes internetteki gibi istediğini alacak, “mutlu” olacaktır. Ben şahsen çok optimistim ve dünyanın çok iyiye doğru geliştiğini düşünüyorum. Bu konuda daha geniş bilgi icin Zeitgeist:Addendum belgesel filmine de bakmanızı diliyorum.

Alan Lezan, Frankfurt am Main-18. Subat 2009

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: