Toplum – Intelligentia ve Birlik

İntelligentia soyut, akıllı ve mantıklı düşünen insanların tümüne denilir. Nasıl ki bir insani beyin yönlendiriyorsa, bir toplumu da intelligentia yönlendiriyor. Beyinsiz insan düşünemediğimiz gibi, intelligentiasız toplumda düşünemeyiz.

Diğer toplumlarda olduğu gibi Kürd toplumunda da yeterince aydın ve entelektüel, yani intelligentia vardır. Aydınlar bir toplumda genellikle bağımsız dururlar. Onların görevi eleştiri yaparak toplumu yönlendirir, topluma göz kulak olur, yol gösterirler. Fakat Kürdlerde çok „aydın” görmeme rağmen bir tek böyle bir aydın göremiyorum.

Kürd toplumunda aydın sadece bireyci değil, ayni zamanda kördür. Kürd toplumunda aydın, aydın olma özelliğini yetirmiş, feodal gururu göklere kadardır. Toz kondurulamaz.

Örneğin forumlara bakıyoruz, yüzlerce “Kürd aydını” diye geçinen insan görüyoruz. Bunların belli bir kesimi, Kürdlerin acılarını, sıkıntılarını, sorunlarını dile getiriyorlar fakat birisi kalkıp ta, çok önemli olan “Kürdlerin birliği” konusunda görüş beyan etmiyor. Hâlbuki en önemli konu bence “birlik,” daha doğrusu Kürdler arası ittifaktır.

Sanırım Kürd aydını birlikten korkuyor, çünkü Kürdler tarihlerinde hiçbir dönem sıkı-fıkı birlik olmamış, beraber is yapmamış, ORTAK hareket etmemişler. Dağınık ve birliğe ilgisiz kaldıkları için hep yenik düşmüş, ezilip gitmişler. Olan bütün ayaklanmalar parça ve aşiretlerle sınırlı kalmıştır. Bu durumu özetleyen çok güzel bir özdeyiş vardır. Şöyle ki: “İki Kürd yan yana gelince dövüşürler, iki Yahudi yan yana gelince iş yapar, şirket vb. kurarlar,”

Ama ne yazık ki, Kürdlerin birliği için can ve başla çalışan, bu isi düzenli yapan, kararlı olanlar bir veya birkaç kişiyi geçmiyor. Birlik bir veya iki kişinin yapabileceği bir iş değildir. Birlik de birçok şey gibi belli bir çalışmanın ürünüyle olur. İşte Kürd toplumunun böylesi bir çalışmayı yapan, böylesi bir değerli işi üstlenen insanlara ihtiyaç vardır. Kürd forumlarına baktığımızda mangalda kül bırakmayan sözde “aydınlar” böyle bir işi hedefine koyup örgütleneceklerine, birbirlerine hakaret ve küfür ediyorlar. Sanki hakaret ve küfür etmekle devlet kuracaklar!

Ehmedê Xanî sanırım bu konuda bir istisna oluşturuyor. O yalnız başına bu konuda emek verdi ama diğer “aydınlar” uzak durduğundan, yalnız kaldı. Belki de o dönem bu günkü gibi yüzlerce aydında yoktu.

İster Kürdlere sorun, isterseniz aydınlarımıza. Birisi kalkıp ta ben birliğe karşıyım demiyor. Aslında birlikten herkes yana, fakat kimse iş görmüyor ya da bilinçli veya bilinçsiz is görmek istemiyorlar. Birlikten bir taraftan yanadırlar, diğer taraftan iş yapmamak için kaçıyorlar.

Kürdler A’dan Z’ye kendi aralarında ittifaka giderlerse ne olur? Bence çok şey! Hatta ben öyle ileri gidiyorum ve diyorum ki Kürdlerin kurtuluşu birlikten, ÖZGÜÇ oluşturmaktan geçiyor. Yani bana göre birlik tartışmalarından, birliği oluşturmaktan önemli hiçbir konu yoktur. Çünkü Kürdler zaten ayakta, objektif ve sübjektif bütün koşullar olgundur. Kıvılcım ateşi yaktı yakacak, ama buna cesaret eden yok! Çünkü Kürdler birlik olursa eğer bu 30-35 milyonluk bir halkın dünyanın her yerinde sokağa dökülmesi, taleplerini hep birden haykırması ve bir halk ayaklanması anlamına geliyor. Bütün enerjimizi birbirimize karşı boşa harcayacağımıza, birleştirip düşmana karşı harcasak eminim ki bir değil, on tane Kürdistan kurarız!

Güney’de halk zaten ayakta! Kuzey’de son yıllarda beyinlerde bir paslanma olsa da her an 10-15 milyonu mobilize etmek mümkündür. Yani tekrarlarsak Kürdler kurtuluşu için her şeyi denediler, sadece kalıcı bir birliği denemediler. Bu gelecek birkaç seneyi de bu uğurda mücadele edersek yanlış mı olur? Kürdlerin kaybedeceği hiçbir şeyi olmaz, ama kazanacakları birçok şeyi olur diye düşünüyorum. Eğer birisi birliğin bize zararı vardır diye ayrı duruyorsa başkadır. Ama bana göre birliğe hazır olan birçok insanimiz, birliğin önemini kavramıyorlar, eğer kavrasalar, forumlarda birlik tartışmaları bir iki kişiyle sinirli kalmaz, tam tersine milyonları kucaklayacak hale gelir.

Neden korkuyoruz? Birlik den başka güzel bir şey mi var? Hepimiz Kürd’üz, Kürd olduğumuz için eziliyoruz. Bu bizim ORTAK yönümüz. Başkada herkes istediği gibi aidiyetleriyle olduğu gibi olsun.

Farklılıklarımız zenginliğimiz olsun.

Bizi bize düşman eden, birbirimizden uzaklaştıran, güç kaybına uğratan nedir?

Davamızda haklı olabiliriz. Ama haklı olmak kazandırmıyor. Haklı veya haksız; GÜÇLÜ olan her zaman kazanır.  4 despot, faşist ve bağnaz devletlere karşı halkını birleştirip GÜÇLÜ olmadın mı kazanma şansın sıfırdır.

Diğer bir hususta Kürd partilerinin bu sömürgeci devletlerin kontrollü altında olmasıdır. Bu durum Kürdleri çok zayıf düşürüyor. Görme ve algılama yetisi akla karayı birbirinden ayırt edemeyecek kadar yozlaşmış olan Kürd halkı değil, onun “lider, siyasetçi ve aydın” diye sırtına binenlerdir. Zaten sözüm ona “Kürd siyasi liderler” ise insanlığın büyük iki yalanı olan “halkların kardeşliği” ve “ümmetçilikle” meşguller. Halkımız bu tür insanları hemen sırtından alaşağı etmeli ve onları sömürgecilerin kuyrukları oldukları müddetçe desteklememelidir!

Sömürgeci devletlerin halkları, yediden yetmişe, nerede olursa olsunlar kendi çıkarları için tek ses olurken; Kürdler maalesef birbirlerini boğazlamak için, kardeş kardeşe düşman kesiliyorlar. Böylesi bir kafa yapısıyla hiçbir zaman devlet olamayız!

Bu nedenle ittifaktan yana olan herkes ben bugüne kadar Kürdler arası kalıcı bir ittifakın olması için ne yaptım diye de kendisine sormalıdır. Bir tartışmaya mı katıldık, bir bildiri mi dağıttık, bir toplantı mı yaptık, bir afiş mi astık ki “birlik” olsun? Kendiliğinden hiçbir şey olmaz. Çalışmak ve yine de ölesiye çalışmak gerekiyor. Bıkmadan, usanmadan…

Zaten ben kimseye gelin elinize silah alın dağa çıkın demiyorum. Bir insanın uydular üzeri evinden iş yerine kadar takip edildiği uzay, iletişim çağında artık gerilla tipi dağda savaşmak çok zordur ve gerilla savaşları miladını doldurmuştur. Muazzam gelişen teknoloji şehir gerillasını da çok zorlaştırmıştır. Geriye ne kalıyor? Kalemimiz, internet ve sosyal medya. Eylem yapılacaksa sivil itaatsizlik aklıma geliyor ve kalemimizle kimsenin onurunu kırmadan; halkımızı aydınlatan, birleştirici, yapıcı yazılar yazmak. İnsanın en büyük silahı düşüncesi ve kalemidir. Düşünceler, hava, su ve güneş gibidir. Kimse kelepçe vuramaz!”

Ben tüm bunları yazarken “boşuna” kürek salladığımın farkındayım. Ama olsun! Bu tür şeyleri dile getirmek önemlidir. “En son umut ölür!” derler ya! Benimki de öyle bir şey…

Alan Lezan – Berlin, 10. Eylül 2004

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: