“Modern Kürd İnsanı!”

Nerede baskı ve zulüm varsa, ona karşı zorunlu olarak bir direniş muhakkak olacaktır.

Düşünen insanın bir amaca ulaşması için birçok yolun bilincinde olduğunu biliyoruz. Ama amacımıza giden yolun en kısa, en iyi, en rahat ve doğru olabileceğini hipotezlerden, yani varsayımlardan başka nereden bileceğiz? Bu soruya cevaben birçok insanlar, olmuş devrimlerin deneyimiyle kendi yollarını da belirleyeceklerini söylüyorlar. Peki, o devrimler olmadan onların yollarının doğru olduğunu kim söylüyordu? Onların başarısı desek dahi, onlarında o başarıdan evveli somut verilere ve belli başlı hipotezlere dayanarak ilerlediklerini görmek mümkündür.

Lenin veya Mao önderlikli devrimleri örnek alırsak dahi bunu olduğu gibi Türkiye’ye, Kürdistan’a veya diğer ülkelere aynen uygulayabilir miyiz? Hepsinin amacı sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız bir toplum olsa da, döneminde feodalizmi yasayan bir Çin veya Rusya insanı ile halen neolitik dönemi yasayan, sömürge dahi diyemeyeceğimiz, varlığı kabul edilmeyen Kürd halkıyla kıyasladığımızda bunların hepsinin ayni yolda amaçlarına ulaşabileceğini düşünebilir miyiz? Burada birde kültürel, sosyal, dini ve jeolojik durumu göz önünde bulundurmamız gerekmiyor mu? Eğer Lenin veya Mao’dan bahsediliyorsa, onları kendi toplumlarından ve o dönemin objektif-sübjektif koşularından soyut ele alabilir miyiz?

Tarihe baktığımızda, bu devrimleri biraz derin incelediğimizde her halkın kendi kurtarıcılarından öteye kendine göre kurtuluş yollarını çizdiklerini görüyoruz. Şu veya bu görüşlerden etkilenmişler, fakat kendi ülkelerinin dünyadaki somut koşullarına göre bir yol izlediklerini rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü kalıplaşma ideolojiler ile herhangi bir yere varılamaz.

Lenin gecen yüzyılın başlarında doğru olarak cağımızın emperyalizm ve proleter devrimler cağı olduğunu söylemişti. Fakat çağımız şimdi uzay, iletişim, dijital ve demokratik devrimler cağıdır.

Bu cağda anlaşılan hiper- ya da “ikinci modern” (modern toplumu modernize etmek) dediğimiz bireyciliğin hüküm sürdüğü, etnik kimliklerin ve kültürlerin yitirildiği, yerine alt kültürlerin aldığı, insan ve ideoloji kültünün yıkılmaya başladığı; internet, uydular ve “otonom” insanın yasadığı demokrasinin rayına oturtulduğu ya da mantalite haline geldiği toplumlardır diyebiliriz. Bu anlamda demokratik toplumlar sadece zengin ve refahlı ülkelere has bir toplum değil, aynı zamanda Yunanistan, Portekiz gibi Kürdistan’dan hiç de ekonomik olarak fazla durumu iyi olmayan, ama özünde diğer Avrupa ülkelerine nazaran fakir olan ülkelerdir de.

Demokrasi düşünce özgürlüğü demektir ve kıtlığın olduğu bir yerde de olması mümkündür. Çünkü dünyanın ve bir ülkenin var olan ciddi sorunlarını tek tek kişiler çözemeyeceği gibi her hangi bir parti veya grubun kendi başına çözemeyeceğini de kabul ediyoruz. Sosyal bir varlık olan insan, sosyal düşünmeyi öğrenerek ve var olan toplumsal problemlerini kolektif çözmeye çalışacaktır.

Marxistlerin deyişiyle eğer köleci toplumdan kapitalist topluma geçiş olmuyorsa, yani istemimiz dışı “evrimsel” olan bu durum kapitalizm ve demokratik devrim olmadan da sosyalizmin olunamayacağı söylenilemez mi?

Tüm bu somut olgulardan hareket ederek o tasavvuftaki « nefsi yenme, benlikten kurtulma » yani kendi kendini değiştirme kanunu doğal olarak kendisini bize dayatıyor diyebiliriz.

Bu bağlamda Kürdler şimdiden kendilerine göre bir alternatif „modern” kültür geliştirmelidirler. Örneğin bilinçli araba -zaruri ihtiyaç olmadığı sürece- kullanmamak, enerji veya eşya tüketirken dikkat etmek, var olan kültürü, bilim ve teknolojiyi geliştirmek ve benzeri gibi. Yani “modern” insan; bilim ve tekniğin, düşüncenin yeniliklerinden yararlanan, onları kullanan, çağa uyum sağlayan insanlara denilir. Burada esas olan “eleştirel düşünmeyi” geliştirmek gerekiyor. Eleştirel düşünme; akıl yürütme, analiz ve değerlendirme gibi zihinsel süreçlerden oluşan; derinlemesine, dikkatli, aktif, değişmeye ve kendi kendini düzeltmeye açık, kontrollü ve nesnel üst düşünme biçimine denilir. (internet)

Bu bağlamda kapitalist toplumlara karşı -bazı Orta Doğu komünistleri gibi- kin veya düşman gözüyle değil de, önyargısız yaklaştığımızda gelişmenin pekâlâ doğal olduğunu göreceğiz. İleriki dönemlerde kapitalist toplumlar içerisinde birçok insan bilinçli olarak -örneğin gereksiz birçok şeyi (eşya, araba vs.) tüketmekten- sosyalist veya yeşilci olmamalarına rağmen tabiat ile ahenkli yaşamak istediklerinden vazgeçeceklerdir.

Bu açıdan cep telefonu veya büyük bir arabası olan, bilgisayar kullanımını pekiyi bilen bir insanın kültürlü olduğunu söyleyemeyiz. Burada kültürleşen tekniktir, insan değildir. Bu bağlamda eğitimde yanlış anlaşılıyor. Örneğin dünyanın en iyi eğitimini alan bir Humeyni veya Saddam vardır. Bunlar buna rağmen Bağdat gibi insanlık tarihi acısından büyük değere sahip olan üç bin yıllık bir şehiri birkaç saniyede bombalayarak yakıp yıkmaktan çekinmiyorlar. Ya da birinci ve ikinci dünya savaşını yapanlar…

Resmi eğitimlerden yararlanmalıyız. Din, felsefe ve politikalar öğrenilmeli fakat onların kulu kölesi olunmamalıdır diye düşünüyorum.

Ayni şey teknik için de geçerlidir. Tekniğin örneğin tıpta, iletişim de (bilgisayar gelişimi ile) doğru kullanıldığını söylemek mümkün. Her dişi ağrıyan ve doktora giden bunu biliyordur. Teknik sadece bir araçtır. Bu aracın bir de kötüye kullanılışı vardır. Örneğin silahlanma veya uzay bilimi. Dünyadaki çocukların yüzde 40′ı açlık sınırı altında yaşarken, milyarlarca doların silahlanmaya veya uzay bilimine verilmesi anlaşılmazdır. Bu para ile dünyadaki bütün insanların fakirlik sınırını aşıp normal bir yasam yasayabilecekleri biliniyor. Silah savunma için değil, yeni nüfuz alanları koparmak için saldırı yapılarak kötüye kullanılıyor. Birinci ve ikinci dünya savaşlarının sonuçları biliniyor. Bu savaşlarda milyonları asan insan yaşamını yitirmiş, şehirler bombalanarak tahrip edilmiş, insanlar büyük acı çekmişlerdir.

Ya da araba ve uçak! Bunlar evrimsel olarak kaçınılmazdı, ama çevreyi en çok kirleten ve gün be gün en çok çoğalan araçlardır diyebiliriz. İleride alternatif enerji ile çalışanlar çıksa dahi, onların da ne sonuçlara yol açacağını kestirmek bir hayli zor.

Görüldüğü gibi teknik pozitif olduğu gibi negatiftir de. Teknik devrimlerin insanlar üzerinde sosyal devrimlerden daha etkili olduğunu bilinçli olarak durmaksızın tekrarlıyoruz. Fakat teknik devrimler sosyal problemleri çözemiyorlar. Onlar sadece belli alanlarda rahatlık getiriyorlar.

Öte yandan tekniksel gelişme şu veya bu toplumun buluşu değil bir bütün insanlığın buluşudur, insanın evrimsel gelişmesinin sonucudur. Pozitif teknik reddedilemez, ağaç kovuklarına geri dönülemez. Tam tersine sahip çıkıp daha da geliştirmek gerekiyor.

Birkaç sene sonra her yerde otonom evler, -yani güneşten enerjisini, yağmurdan suyunu, uydular üzerinden iletişimini alan- yapılmaya başlayınca, insanlar tabiata daha değer vererek boş yere enerji tüketilmemesi için kuskusuz caba harcayacaklardır. Daha doğrusu bu caba zorunlu olarak kendisini dayatacaktır.

Bu bağlamda mal ve mülke değer veren insan değil, kültür, bilim ve teknolojiye değer veren ve en az maddi eşyalar ve tabiat ile ahenkli yaşayan, bütün ideolojilerden arinmiş; sosyal, “bilimsel,” ahlaklı ve progressif yeni tip “modern” Kürd insanı neden olmasın?

Alan Lezan – Frankfurt am Main – 02 Ekim 2006 15:37

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: