Hain ve İhanet

Bir arkadaş geçenlerde bana şunu söyledi: “Dünyada hainlerine sahip çıkan, onları sevip sayan tek millet Kürdlerdir! Örneğin Ukrayna’da hainleri ağaca bağlayıp bir kurşunla öldürüyorlar! Sen bu konuda ne düşünüyorsun?” deyince affalandım ve: “Hayır!” dedim. “Açıkça belirtmeliyim ki, hainlerin Ukrayna’daki gibi cezalandırılmasını savunmuyorum. Ancak, bir kişinin hain olduğunu bilip yine de onu desteklemenin doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum.”

Bir hain, genellikle bir topluluğa, ülkeye, ideolojiye ya da bir kişiye bağlılık yemini etmişken, bu bağlılığı ihlal eden veya ihanet eden kişi olarak tanımlanır. Bu, güveni kötüye kullanma, sırları ifşa etme ya da karşı tarafa destek verme gibi eylemleri içerebilir. “Hain” kavramı oldukça özneldir; bir kişi bir grup için hain olarak görülürken, başka bir grup için -Kürdlerde olduğu- gibi kahraman olarak algılanabilir. Bu nedenle, bağlam ve perspektif bu tanımda büyük rol oynar ve birçok boyutu vardır, şöyle ki:

Tarih boyunca hainlik, genellikle güç dengelerinin değiştiği dönemlerde ortaya çıkar. Örneğin, savaş zamanlarında düşmanla iş birliği yapanlar hain olarak görülmüştür. Ancak, bu kişiler bazen kendi halklarının çıkarlarını korumak için hareket ettiklerini savunmuşlardır. Bu da hainlik kavramının tarihsel bağlama bağlı olarak değişebileceğini gösterir.

“Hain” olarak etiketlenen bir kişinin motivasyonları genellikle karmaşıktır. Bu, kişisel çıkar, korku, ideolojik farklılıklar ya da toplumsal baskılar gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Aynı zamanda, bir topluluğun bir kişiyi hain olarak görmesi, o topluluğun kendi kimliğini ve değerlerini koruma çabasının bir yansıması olabilir.

Günümüzde hainlik, sadece fiziksel ihanetle değil, aynı zamanda bilgi sızdırma, dijital casusluk ya da ideolojik sapma gibi daha soyut eylemlerle de ilişkilendirilmektedir. Bu, teknolojinin ve küreselleşmenin hainlik kavramını nasıl dönüştürdüğünü gösterir.

Bir kişiyi “hain” olarak etiketlemek, genellikle toplumsal bir yargıdır ve bu yargı, medya, liderler ya da toplumsal normlar tarafından şekillendirilir. Bu etiketleme, bireyin yaşamını derinden etkileyebilir ve toplumsal kutuplaşmayı artırır. 

Görüldüğü gibi hainlik kavramı oldukça karmaşık ve çok boyutludur. Bu kavramı anlamak için etik, tarih, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerin perspektiflerini bir araya getirmek gerekir.

Bağımsızlık için dağlara çıktılar, şimdi bağımsızlıktan, Kürd devletinden, federasyondan, özerklikten, kültürel haklardan, anadil eğitiminden vazgeçtiler; Kısaca “biz Kürdler için bir şey istemiyoruz ama Türkiyelileşeceğiz!” diyorlar….

Bu tutum beraber bağımsızlık için and içip dağa çıkan ve bu uğurda ölen arkadaşlar için ne anlama geliyor? Bir kişinin hayatı mı önemli yoksa yüzlerce, binlerce arkadaşın mı?

Çektiğimiz bunca acı, ıstırap, zulm ve işkence vs. Türkiyelileşmek için miydi acaba?

Şimdi bu yazılanlar ve tespitlerlerle herkes bağımsızlık için (15 sene (1984-1999)) silah elde dağa çıkıyoruzdan hiçbir şey istemiyoruza gelmek ihanet midir yoksa değil midir kendisi karar versin!

Şunu vurgulamak gerekir: Bir partinin, içinde bulunduğu koşullara göre strateji veya programını değiştirmesi ya da kendini feshetmesi son derece doğal bir durumdur. Ancak burada asıl önemli olan, bu tür bir “evrimin” hangi yöntemlerle ve kim tarafından gerçekleştirildiğidir.

Özetle:

  • Hain, ihanet eylemini gerçekleştiren kişiyi tanımlar.
  • İhanet, bu kişinin yaptığı eylemdir.

Alan Lezan || 06.03.2024

Facebook’ta yapılan yorumlar:

Latif Kaplan: savaş koşullarında ihanetciler kursuna dizilir, biz kurdler dört bir tarafımız savaş, yüzlerce yıldır savaştan kafamızı kaldiramadik. eksikliklerimiz çoktur. gereğini sorumluluklarımızı hakkiula yapabilseydik bu kadar hainimiz olmazdı diye düşünüyorum.

Alan Lezan: Ama “hainler” dünyanın her ülkesinde/milletinde vardır. Benim daha çok üzerinde durmak istediğim “hainlerimize” sahip çıkıp kahramanlık mertebesine mi yüceltmek? Yoksa onları kendin halinde bırakıp asıl hedefimize mi yönelmemiz gerekiyor?

Metin Esen: Kürdler olarak bir çok kavramın içi içeriğini boşaltığımız gibi Hain ve ihanet kavramlarının içerini boşaltmışız. Bu nerden kaynaklanıyor? Bu durumun sorgulanması, eleştirilmesi gerekiyor. Daha çok yüzeysel hareket ve bilinçsiz davranış, ideolojik kaygılar temel nedenlerden sadece bir kısmıdır. Bizde hiçbir kavram bilimsel olarak taçlandırılmamıştır, kulaktan dolma ya da ezberden hareket edilmektedir. Yeterli okuma ve araştırmaya sahip değiliz. Kardeşime selam ederim.

Hüsamettin Turan: Hainlik ve ihanet kavramları, tarih boyunca her toplulukta farklı biçimlerde tanımlanmış ve tartışılmıştır. Kürt mücadelesi bağlamında da bu kavramlar oldukça hassas ve çok boyutludur.

Bağımsızlık, özerklik veya kültürel haklar gibi ulusal hedeflerden vazgeçilmesi elbette sorgulanmalıdır. Ancak mücadelede yöntemlerin, stratejilerin ve yaklaşımların değişmesi doğrudan ihanet olarak mı yorumlanmalıdır, yoksa tarihsel koşulların zorunlu kıldığı bir evrim midir? Bu, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir konudur.

Kürt hareketi içinde zaman zaman farklı siyasi yönelimler ve değişen stratejiler olmuştur. Ancak Kürt halkının ulusal demokratik hakları, bir örgütün ya da liderin tek başına belirleyebileceği şeyler değildir. Bu haklar, tarihsel, toplumsal ve uluslararası dinamikler çerçevesinde şekillenir.

Bir kişinin hain olup olmadığına karar vermek, etik ve tarihsel bağlamı gerektirir. Savaş dönemlerinde düşmanla iş birliği yapanlar genellikle hain olarak görülmüştür. Ancak zaman içinde bu tür yargıların değiştiği ve geçmişte hain olarak görülen bazı figürlerin farklı açılardan değerlendirilerek yeniden ele alındığı da olmuştur.

Önemli olan, Kürt halkının geleceğini kimlerin nasıl belirleyeceği sorusudur. Bu geleceğin, kolektif bir iradeyle, Kürt halkının kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesi gerekmektedir. Mücadelede yöntem değişiklikleri, stratejik kararlar ve siyasal yönelimler tartışılabilir, eleştirilebilir; ancak bunları tek bir pencereden değerlendirerek ihanet kavramıyla açıklamak, meseleyi dar bir çerçeveye hapsetmek olur.

 Kürt halkının haklarını savunmanın yolu, geçmişin kazanımlarını doğru analiz etmek, eleştirel düşünceyle yaklaşmak ve geleceğe dair sağlam stratejiler oluşturmaktan geçer. Bu süreci kişilere indirgemek yerine, Kürtlerin ulusal birliğini ve ortak mücadelesini esas almak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Molla Mustafa Barzani, 1971’de Kürdistan’a özerklik statüsü kazandırdığında, geçmişte Saddam Hüseyin’in yanında yer almış, ona milislik yapmış Kürtleri affetme kararı almıştır. Bu karar, bazı Kürt aşiretleri ve mücadele içinde ağır bedeller ödemiş kesimler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış, birçok kişi bu milislerin affedilmesinin yanlış olduğunu savunarak Barzani’yi eleştirmiştir. Onlara göre, Saddam’ın yanında yer alan ve kendi halkına karşı savaşanlar cezalandırılmalıydı.

Ancak Molla Mustafa Barzani, eleştirilere karşı verdiği tarihi yanıtla, bu yaklaşımın Kürt halkının geleceği açısından sakıncalarını ortaya koymuştur. Barzani’ye göre, mücadelede en onurlu ve fedakâr Kürtler tarih boyunca Arap, Fars ve Türk devletleri tarafından öldürülmüştü. Eğer Kürtler de kendi aralarında intikam duygusuyla hareket edip birbirlerini öldürürse, Kürdistan’ı kiminle inşa edeceklerdi? Bu sözler, Barzani’nin sadece askeri bir lider değil, aynı zamanda uzun vadeli ulusal birlik perspektifi olan bir siyasetçi olduğunu gösteriyordu.

Tarih boyunca Kürt mücadelesi, sadece dış güçlere karşı değil, kendi içindeki ayrılıklar ve iç çatışmalarla da zayıflatılmıştır. Barzani’nin bu sözleri, birliğin ve affetmenin, intikamdan daha büyük bir değer taşıdığına işaret ediyordu. O, Kürtlerin kendi içinde hesaplaşmaya girişmesinin düşmanlarının işine yarayacağını, bunun da Kürdistan’ın inşasını zorlaştıracağını açıkça ortaya koyuyordu.

Bu yaklaşım, günümüz Kürt siyaseti açısından da önemli bir ders niteliğindedir. Tarih boyunca birçok ulusal hareket, iç savaşlar ve bölünmeler nedeniyle zayıflamış, hatta başarısız olmuştur. Barzani’nin affetme ve ulusal birlik vurgusu, Kürt halkının geleceği için kritik bir mesaj içermektedir: Kürdistan’ı ancak birlikte hareket eden, geçmişin yaralarını sağduyuyla saran ve ortak bir gelecek inşa etmeye odaklanan Kürtler kurabilir.

Seyhmus Ceylan: Valla bu Ahmak Şeytanlar; Yaptıkları bütün kötülerin 

cezasını çekiyorlar. Hapishanler bunlarla dolmuş, yer yok.

Varol Medi: Hain küçük olursa ortaya çıkar ama büyük olursa çevren deki yürtseverleri imha eder?

Hasan Dere: Hainler ve saflara sızan ajanlar kuşkusuz cezalandırılmalıdır. Lakin tek ceza ÖLÜM değildir. Ölüm cezası uygulandığında ise kurbanlar genelde mazlumlar olur. Mazlumu öldürdükten sonra ise telafisi mümkün olmayan hatalar işlenmiş olur. Nitekim PKK haini cezalandırdığı gerekçesiyle binlerce masum Kurd evladını katletmiştir. İnanmayan öldürüldükten sonra itibari iade edilen şehitlere baksın.