Kürd Halkının Yüreğinde Açık Kalan Yara
Kürdlerin kaderini belirleyen en derin çatlak, dışarıdan gelen baskılardan değil, içeriden yükselen iki farklı dünya tasavvurundan doğuyor. Bir yanda özgürlüğü, onuru, kendi toprağında kendi adıyla yaşama hakkını isteyenler var. Diğer yanda ise ne devlete, ne federasyona, ne de özerkliğe inanan; yalnızca mevcut sömürgeci devletlerin vatandaşı olmayı yeterli gören bir kesim.
Bu tercih, özgürlük isteyen Kürdler için yalnızca bir siyasi farklılık değil; tarihsel bir kırgınlık, ruhsal bir ağırlık ve geleceğe dair bir hayal kırıklığı anlamına geliyor. Çünkü bu tutum, yüzyıllardır Kürdleri kimliksizleştiren, dillerini susturan, kültürlerini bastıran devletlere gönüllü bir teslimiyet gibi görünüyor.
Özgürlük isteyenler için bu, acı bir soruyu beraberinde getiriyor: “Biz özgürlüğümüzü ararken, neden bir kısmımız başkalarının çizdiği kadere boyun eğiyor?”
Bu sorunun cevabı kolay değil. Kimi korkudan, kimi umutsuzluktan, kimi de başka bir dünyanın mümkün olduğuna inancını yitirdiği için böyle düşünüyor. Ama nedenleri ne olursa olsun, bu farklılık Kürd halkının geleceğini belirleyecek kadar büyük bir fay hattı yaratıyor.
Asıl tehlike, bu fay hattının kişisel düşmanlığa dönüşmesi. Çünkü Kürdlerin tarih boyunca en çok kaybettiği yer tam da burasıydı: birbirine kırılmak, birbirinden kopmak, ortak bir hedefi yitirmek.
Özgürlük isteyenlerin görevi, bu kırılmayı hakaretle değil;
vizyonla, cesaretle ve halkı ikna eden bir siyasetle aşmak olmalı.
Çünkü bir halkın kaderini belirleyen şey, içindeki en zayıf halka değil; en güçlü hayali kurabilen, özgürlüğe ve bağımsızlığa aşkla bağlı olanlardır.
Bir halkı geleceğe taşıyanlar, özgürlüğü hayal değil, vazgeçilmez bir hak olarak görenlerdir.
Tarihi değiştirenler, özgürlüğü bir rüya değil, bir zorunluluk olarak görenlerdir.
Alan Lezan || 17.01.2026