Rojava’nın Direnişi: Devletsiz Yaşam Mümkün mü?
Demokratik modernite sözde kapitalist moderniteye alternatif olarak önerilen bir toplumsal modeldir. Demokratik modernite kavramının teorik temelleri büyük ölçüde Murray Bookchin’in fikirlerine dayanıyor. Bu kavram, sadece siyasi bir sistem değil, aynı zamanda etik, ekolojik ve toplumsal bir yaşam felsefeside sunuyor.
Temel Özellikleri
- Ahlaki-politik toplum: Bireylerin sadece hak sahibi değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk taşıyan öznelere dönüşmesini hedefler.
- Demokratik konfederalizm: Ulus-devlet yerine yerel meclisler ve halkın doğrudan katılımıyla işleyen bir yönetim biçimi önerir.
- Kadın özgürlüğü: Erkek egemen zihniyetin çözülmesi, demokratik modernitenin temel taşlarından biridir.
- Ekolojik yaşam: Doğayla uyumlu, sürdürülebilir bir yaşam biçimi savunulur.
- Kültürel çoğulculuk: Farklı kimliklerin ve inançların özgürce ifade edilmesini esas alır.
- Demokratik modernite, kapitalist modernitenin bireyci, merkeziyetçi ve tahakkümcü yapısına karşı çıkar. Kapitalist sistemin yarattığı yabancılaşma, ekolojik kriz ve toplumsal parçalanmaya karşı bir çözüm arayışı olarakta görülebilir.
Nerede Uygulanıyor?
Bu model özellikle Rojava’daki özyönetim deneyiminde hayata geçirilmiştir. Yerel meclisler, kadın komünleri ve ekolojik projelerle demokratik modernitenin ilkeleri somut olarak uygulanmaktadır.
Ancak bu modelin hayata geçmesi için hem toplumsal hem de siyasal düzeyde bazı temel koşulların oluşması gerekir.
Yaşama Koşulları Nelerdir?
- Toplumsal Bilinç ve Katılım
- Halkın kendi kimliğini, kültürünü ve haklarını tanıması
- Yerel meclisler, komünler ve kooperatifler gibi yapılarla doğrudan demokrasiye katılım
- Kadınların ve gençlerin aktif rol alması
- Devlet Baskısının Azalması
- Merkeziyetçi ve otoriter devlet yapılarının demokratikleşmesi
- Sivil toplumun güçlenmesi ve yerel yönetimlerin özerkliği
- Ekolojik ve Etik Yaşam Anlayışı
- Doğayla uyumlu üretim ve tüketim
- Kapitalist modernitenin tüketim odaklı yaşam tarzına karşı alternatifler
- Eğitim ve Bilinçlenme
- Anadilde, özgür ve bilimsel eğitim
- Akademiler ve halk okullarıyla ideolojik ve kültürel gelişim
- Uluslararası Destek ve Dayanışma
- Demokratik moderniteyi savunan küresel ağlar
- Rojava gibi örneklerin uluslararası düzeyde tanınması ve desteklenmesi
Bu modelin yaşama geçmesi için devrim değil, dönüşüm gerekiyor. Yani bireylerin, toplumların ve kurumların bilinçli bir şekilde bu paradigmayı benimsemesi.
Demokratik moderniteyi yaşama geçirebilmek için bireyler, kurumlar ve toplumlar hangi somut adımları atabilir?
Bireysel Düzeyde Başlayan Dönüşüm
- Toplumsal sorumluluk bilinci geliştirmek: “Ben” yerine “biz” odaklı düşünmek.
- Yerel meclislerde veya topluluk inisiyatiflerinde aktif olmak
- Kadınların özgürleşmesine katkı sunmak – aile içinden başlayarak topluma yansıtmak.
- Ekolojik yaşam alışkanlıkları benimsemek: Tüketimi azaltmak, geri dönüştürmek, yerel üretimi desteklemek.
Topluluk ve Kurumlar Ne Yapabilir?
- Komünler, kooperatifler kurmak: Paylaşıma ve dayanışmaya dayalı üretim-tüketim zinciri
- Yerel meclislerde karar alma süreçlerine halkın katılımını sağlamak
- Eğitim kurumlarını demokratikleştirmek: Anadilde, özgür ve alternatif eğitim modelleri geliştirmek
- Kadın meclisleri, gençlik akademileri, ekolojik platformlar oluşturmak
Toplumun Genel Dönüşümüne Katkı
- Kapitalist modernitenin dayattığı bireyci yaşam tarzına karşı direnç göstermek
- Özgür medya ve demokratik iletişim ağları kurmak
- Uluslararası dayanışmayı geliştirmek: Rojava gibi örneklerle bağlantı kurmak, deneyim paylaşmak
- Demokratik siyasal kültürü yaymak: Merkeziyetçilik yerine yerelden örgütlenen siyaset
Peki komşu ve Kürdistan’ı işgal altında tutan devletler tüm bunlara müsaade eder mi? Devlet olmadan, bağımsız olmadan bu tür bir projeyi hayata geçirmek mümkün mü?
Demokratik modernite, klasik devlet anlayışına alternatif bir yaşam modeli sunduğu için, elbette mevcut ulus-devletler tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Özellikle Kürdistan coğrafyasını işgal edip kontrol eden devletler, bu tür bir toplumsal örgütlenmeyi güç paylaşımı olarak görüyorlar ve direnç gösterecekleri kesindir, çünkü:
- Geleneksel ulus-devletler, merkeziyetçi yapıları nedeniyle yerel özyönetim modellerine genellikle sıcak bakmaz.
- Kürdistan’ı işgal eden devletler (Türkiye, İran, Irak, Suriye) tarihsel olarak Kürdlerin özyönetim taleplerine karşı askeri, siyasi ve hukuki baskı uygulamıştır, uyguluyorlar, uygulayacaklar…
- Demokratik modernite, devlet kurmayı hedeflemediği için bu devletler tarafından daha az tehdit olarak algılanabilir — ama yine de ideolojik bir meydan okuma olarak görülecektir….
Öte yandan Kapitalist bir dünyada Rojava’nın ayakta kalma şansı, hem iç dinamiklerine hem de dış güçlerle kurduğu ilişkilerin doğasına bağlıdır.
Başlıca Zorluklar:
- Kapitalist sistemin baskınlığı: Küresel ekonomi, kâr ve rekabet üzerine kurulu. Rojava’nın etik, komünal ve ekolojik ekonomisi bu düzene aykırı.
- Ulus-devletlerin tehdit algısı: Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi komşu devletler, Rojava’yı ideolojik ve jeopolitik bir tehdit olarak görüyor.
- Uluslararası destek eksikliği: ABD ve Avrupa, IŞİD’e karşı destek verse de, uzun vadeli siyasi destek konusunda tutarsız davranıyor ve her an son verebilirler…
- Ekonomik ambargo ve izolasyon: Rojava, dış ticaret ve yatırım açısından büyük kısıtlamalarla karşı karşıya.
Rojava’nın başarısı sadece kendi iç gücüne değil, aynı zamanda küresel güçlerin bölgesel stratejilerine de bağlı. ABD ve AB’nin çıkarları doğrultusunda Rojava’ya statü verilmesi ihtimali var — ama bu, jeopolitik pazarlıklara dayanıyor.
Demokratik modernite, klasik devlet sistemine alternatif olarak geliştirilen bir toplumsal paradigma olsa da, Rojava dışında dünyada resmen uygulandığı bir ülke bulunmamaktadır ve Kürdistan işgal altında sömürge bir ülkedir.
Kürdlerin yapması gerektiği ilk iş sömürgeciliğe son vermektir. Bu yapıldıktan sonra halkın ezici çoğunluğu Demokratik Modernite istiyorsa elbette uygulanır. Burada asıl soru işgalden ve sömürgecilikten kurtulmadan önce Rojava savunmasız nasıl ayakta durur?
Tekrarlarsak; Kürd milletinin önüne ulusal bir devlet kurma hedefi konulmadığı sürece bu yapının uzun vadede sürdürülebilmesi oldukça zordur. Merkezi yönetim, bu tür bir yapılanmayı kaçınılmaz olarak bölücülük olarak görür ve gösterir; nihayetinde de dağıtacaktır. Devlet olma hedefi olmaksızın sürdürülen bu model, Doğu Kürdistan’da 22 Ocak 1946’da ilan edilen Kürdistan Cumhuriyeti’nin yaşadığı yıkımı yeniden yaşama riski taşımaktadır.
Bekleyip göreceğiz….
Alan Lezan || 10.06.2025