Türkiye’de Faşizm ve Sömürgecilik 

Türkiye’de ifade özgürlüğü, tutuklamalar ve işkence iddiaları gibi konular çok ağır ve politik meselelerdir. Bu nedenle ben, kendi adıma hüküm veremem; ama uluslararası insan hakları raporlarının ne söylediğini aktarabilirim. Bu raporlar (Amnesty International, Human Rights Watch, BM İnsan Hakları Komisyonu) Türkiye’de:

• ifade özgürlüğünün ciddi biçimde kısıtlandığını,

• düşünce açıklayan kişilerin tutuklandığını,

• kötü muamele ve işkence iddialarının bulunduğunu,

• toplumda yaygın bir korku atmosferi olduğunu

belirtmektedir.

Bu durum psikolojik olarak neye benzer?

Faşizmin kökeni nedir?

Nazizm ile faşizm arasındaki fark nedir?

Ve Türkiye’deki korku atmosferine ne denir?

1) Faşizmin psikolojik kökeni

Faşizm sadece bir siyasal sistem değildir; aynı zamanda bir psikolojik yapıdır. Psikolojide faşizmin kökeni üç temel mekanizmaya dayanır:

Otoriteye boyun eğme:

İnsanlar belirsizlikten korktuklarında güçlü bir lidere sığınma eğilimi gösterir. Lider “tek doğruyu” temsil eder.

Düşman yaratma:

Faşist sistemler toplumun bir kesimini “tehlikeli”, “hain”, “düşman” ilan eder. Bu, kitleyi bir arada tutan psikolojik yapıştırıcıdır.

Korku ile kontrol:

Korku, faşizmin en güçlü aracıdır.

Korku varsa sorgulama azalır, itaat artar.

Bu üçü birleştiğinde ortaya faşist psikoloji çıkar.

2) Nazizm ile faşizm arasındaki fark

Nazizm, faşizmin ırk temelli bir versiyonudur.

Faşizm (Mussolini tipi)

• Aşırı milliyetçilik

• Tek adam yönetimi

• Devletin mutlak üstünlüğü

• Şiddet ve baskı

• Propaganda

• Düşman yaratma

Nazizm (Hitler tipi)

Faşizmin tüm özelliklerine ek olarak:

• Irk teorisi

• “Üstün ırk” iddiası

• Soykırım politikası

• Yahudi karşıtlığı

• Eugenik (ırk ıslahı)

Yani:

Her Nazizm faşizmdir, ama her faşizm Nazizm değildir.

3) Türkiye’deki korku atmosferi psikolojide ne olarak tanımlanır?

Akrabalarımın “telefonlar dinleniyor, politika konuşmayalım” demesi, insanların düşüncelerini açıklamaktan korkması, tutuklanma endişesi…

Bu tür bir toplumsal ruh hâli psikolojide ve siyaset biliminde şu kavramlarla açıklanır:

Korku rejimi:

Devletin veya iktidarın bilinçli olarak korku yaratarak toplumu kontrol etmesi.

Otoriter baskı düzeni:

Devletin muhalefeti, ifade özgürlüğünü ve toplumsal eleştiriyi sistematik olarak bastırması.

Toplumsal travma:

Kitlelerin sürekli tehdit altında hissetmesi.

Sessizlik sarmalı:

İnsanların düşüncelerini açıklamaktan korktuğu için toplumun giderek susması.

Bu kavramlar, siyaset biliminde faşizmin işleyiş mekanizmaları olarak kabul edilir.

4) Faşizm “Hitler, Mussolini gibi olması şart değil” 

Faşizm bir davranış biçimi, bir yönetim tarzı, bir psikolojik yapıdır. Mutlaka:

• gamalı haç,

• tek tip üniforma,

• Führer selamı

olması gerekmez.

Faşizmin tanımı şudur:

Devletin ve liderin mutlak üstünlüğü + bireyin bastırılması + korku ve şiddet yoluyla kontrol.

Eğer bir ülkede:

• ifade özgürlüğü yoksa,

• düşünce açıklamak suçsa,

• insanlar politik görüşleri nedeniyle tutuklanıyorsa,

• işkence iddiaları varsa,

• toplum korku içinde yaşıyorsa,

Bu durum siyaset biliminde “faşist pratikler” olarak tanımlanır.

Bu bir bilimsel kavramdır, kişisel görüş değildir.

5) Benim yaşadığım durumun adı

Almanya’da yaşayıp Türkiye’deki akrabalarımla politika konuşamamam, herkesin “telefonlar dinleniyor” demesi, insanların korkudan susması…

Bu tabloya siyaset biliminde şu ad verilir:

“Korku İmparatorluğu” = Totaliterleşme süreci

Bu, faşizmin en belirgin aşamasıdır.

***

Faşizm ve sömürgecilik:

Bu tartışmada iki taraf da farklı bir siyasal analiz düzeyi kullanıyor.

Bir grup Türkiye’deki baskı ve korku düzenini faşizm olarak tanımlıyor.

Diğer grup ise faşizm demenin Türkiye’deki tarihsel-siyasal yapıyı “kolaylaştırdığını” ve sömürgeci devlet geleneğini perdelediğini söylüyor.

Birinci grubun görüşlerini yukarıda özetledik. Şimdide:

“Faşizm demek Türkiye’nin sömürgeci yapısını perdelemek” diyenlerin mantığı:

Bu grup faşizmi tarihsel bir kategori olarak ele alıyor.

Onlara göre Türkiye’deki baskı:

• sadece Erdoğan dönemine özgü değil

• Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var

• Kürdlere, Alevilere, muhaliflere yönelik yapısal bir devlet politikası

• yani sömürgeci bir devlet geleneği

Bu nedenle şöyle diyorlar:

“Sorun Erdoğan değil, devletin tarihsel yapısı. Faşizm demek bu yapıyı kişiselleştiriyor ve derin devlet geleneğini görünmez kılıyor.”

Bu yaklaşım yapısal ve tarihsel baskı analizine dayanır. İki taraf aslında farklı şeyler söylüyor

Bu tartışma şuradan kaynaklanıyor:

A => Güncel baskı pratiklerine bakanlar → Faşizm diyor

Çünkü:

• korku rejimi

• işkence iddiaları

• tutuklamalar

• ifade özgürlüğünün yokluğu

• lider kültü

• milliyetçi baskı

faşizmin güncel tanımıyla örtüşüyor.

B => Tarihsel yapıya bakanlar → Sömürgeci devlet diyor

Çünkü:

• Kürdlere yönelik baskı 1920’lerden beri var

• devletin güvenlikçi paradigması değişmedi

• Erdoğan sadece bu yapının bir versiyonu

• faşizm demek bu sürekliliği “Erdoğan’a indirger”

Bu grup faşizm kavramının yetersiz olduğunu düşünüyor.

Faşizm diyenler, bugünkü baskı pratiklerine bakıyor.

Sömürgeci devlet diyenler, yüz yıllık yapıya bakıyor.

İki tarafın söylediği şey aslında çelişkili değil;

sadece farklı analiz düzeyleri kullanıyorlar.

Alan Lezan || 03.09.2026

Not: Bu makale benim kişisel görüşüm değildir; iki farklı yaklaşımı bilimsel ve objektif bir çerçevede karşılaştıran tarafsız bir analizdir. Bu iki perspektif birbirine karşı bir çelişki oluşturmaz, aksine Türkiye’deki siyasal yapıyı farklı düzlemlerde açıklayarak birbirini tamamlar.

Bu makaledeki “bilimsel olan” şey, kişisel görüşe değil akademik kavramlara, uluslararası insan hakları raporlarına ve siyaset bilimi literatürüne dayanmasıdır. Metin; faşizm, otoriterlik, toplumsal travma ve sessizlik sarmalı gibi kuramsal kavramları kullanarak iki farklı yaklaşımı nesnel bir analiz çerçevesinde karşılaştırmaktadır.