Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam: Bağımsızlığa giden yol

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, önce şu gerçeği kabul ederek başlardım:

Kürdistan bugün beş parçaya bölünmüş, her parçası ayrı bir zulmün, ayrı bir inkârın, ayrı bir politikanın hedefi olmuş durumda. Bu parçalanmışlık, sadece haritada değil; zihinlerimizde, örgütlerimizde, partilerimizde, hatta ailelerimizin içinde yaşıyor. Bağımsızlık istiyorsak, önce bu parçalanmışlıkla yüzleşmek zorundayız.

Bağımsız bir Kürdistan hayali, sadece duygusal bir slogan değil; ciddi bir devlet aklı, birlik iradesi ve uluslararası diplomasi gerektiren ağır bir sorumluluktur.

1. Önce zihinleri birleştirirdim: Ulusal bilinci ortaklaştırmak

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, ilk işim “Benim partim, senin örgütün” kavgasını bitirmek için çalışmak olurdu.

Şunu açıkça söylerdim:

Partiler geçicidir, halk kalıcıdır.

Örgütler geçicidir, ulus kalıcıdır.

Beş parçada yaşayan bütün Kürdlerin çocuklarına aynı soruyu sordurmak isterdim:

“Ben kimim ve bu halkın geleceği için ne yapabilirim?”

Bunun için:

• Ortak tarih anlatısı oluştururdum; her parçada farklı yazılan tarihi, tek bir ulusal hafızaya dönüştürmek için çalışırdım.

• Okullarda, medyada, diasporada ortak bir ulusal dil ve bilinç inşa edilmesi için kurumlar kurardım.

• “Ben Bakurluyum, Ben Bashurluyum, Ben Rojavalıyım, Ben Rojhilatlıyım, Ben diasporalıyım” diyen herkesin kendini önce Kürd hissetmesini sağlardım.

Uluslaşma, haritada değil; zihinde başlar.

2. Kürdler arası iç barışı kurardım: İç savaş yerine ulusal uzlaşı

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, beş parçadaki bütün siyasal güçlere tek bir çağrı yapardım:

“Hepiniz haklı olabilirsiniz, ama ayrı durdukça hepiniz kaybediyorsunuz.”

• Silahlı örgütler, partiler, hareketler, medya organları… Hepsini ortak bir ulusal masaya davet ederdim.

• “Kim daha büyük?” kavgasını değil, “Kürdistan için ne yapabiliriz?” sorusunu merkeze koyardım.

• Kürdler arasında bir daha asla kan dökülmemesi için, Kürd-Kürd çatışmasını ulusal yasak ilan ederdim.

Kendimizi bölerek, parçalayarak, birbirimizi “hain” ilan ederek, hiçbirimiz bağımsız bir Kürdistan göremeyiz.

Önce iç barış, sonra dış mücadele.

3. Bağımsızlık için öncelik: Meşruiyet ve uluslararası diplomasi

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, bağımsızlığı sadece dağlarda değil, diplomasi masalarında arardım.

• Dünyaya şunu anlatırdım:

“Bu halk, yüzyıldır inkâr edilmiş, bölünmüş, soykırımlardan geçmiş, ama hâlâ ayakta. Biz intikam değil, onurlu bir gelecek istiyoruz.”

• Bağımsızlık için uluslararası hukuk, referandum hakkı, self-determinasyon temelinde argümanlar geliştirirdim.

• Her ülkeyle kavga etmek yerine, her ülkeyle diyalog kanalı, her güçle ortak çıkar zemini arardım.

Bağımsızlık, bugün dünyada tek taraflı bir ilanla değil,

kabul edilmiş bir statüyle mümkündür.

Bu kabulü sağlayacak olan da duygusal öfke değil, akıllı diplomasidir.

4. Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, şunu açıkça söylerdim:

Ekonomik olarak başkalarına bağımlı olan bir halk, siyasi olarak da bağımsız olamaz.

Bu yüzden:

• Doğal kaynaklarımızı (petrol, gaz, su, tarım, güneş enerjisi) halkın ortak serveti yapardım; birkaç ailenin, bir avuç elitin değil.

• Gençlere iş, üretim, teknoloji, tarım, sanayi alanında gerçek bir kalkınma programı hazırlardım.

• Diasporadaki Kürdlerin bilgi, sermaye ve tecrübesini Kürdistan’a çekmek için özel programlar kurardım.

Bağımsızlık, sadece bayrak ve marşla değil;

kendi ekonomisini ayakta tutabilen bir ülkeyle mümkündür.

5. Diasporayı “uzak kitle” değil, “altıncı parça” olarak görürdüm

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, diaspora Kürdlerini “gurbette yaşayanlar” değil, Kürdistan’ın altıncı parçası olarak tanımlardım.

• Avrupa’da, Amerika’da, dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürdlerin, bulundukları ülkelerdeki demokratik imkânları Kürdistan’ın lehine kullanmalarını teşvik ederdim.

• Diasporayı sadece para gönderen kitle değil, lobi gücü, bilgi gücü, diplomasi köprüsü olarak örgütlerdim.

• Kürd gençlerinin, hem bulundukları ülkelere entegre olup hem de Kürdistan’la bağını koparmadan yaşamasını hedeflerdim.

Kürdistan’ın kalbi coğrafyada atıyor, ama sesi diasporada yankılanıyor.

Bu sesi örgütlemek, bağımsızlığın en önemli adımlarından biridir.

6. Adım adım strateji: Önce statü, sonra devlet

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, halka dürüstçe şunu söylerdim:

“Yarın sabah uyanıp aniden bağımsız bir Kürdistan’la karşılaşmayacağız. Bu, adım adım inşa edilmesi gereken uzun bir süreçtir.”

Bu süreçte:

• Her parçada en azından statü (özerklik, federal yapı, resmî dil, anayasal tanınma) için mücadele ederdim.

• Bu statülerin birbirine bağlanabileceği ortak bir ulusal çatı kurardım.

• Zamanla bu statüleri, siyasi olarak koordine edilen birleşik bir Kürd yapısına dönüştürmeye çalışırdım.

Bağımsız Kürdistan, bir günde ilan edilen bir rüya değil;

on yıllar boyunca adım adım inşa edilen bir gerçeklik olmalıdır.

7. Son söz: Başkanlık değil, ulusal sorumluluk

Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam, kendimi “taht”ın değil, sorumluluğun sahibi olarak görürdüm.

Çünkü mesele, “Kürdistan’ın başkanı kim olacak?” meselesi değil:

“Bu halk, nihayet kendi kaderini kendi eline alabilecek mi?” meselesidir.

Eğer biz:

• birbirimizi tüketmekten vazgeçer,

• beş parçayı tek bir ulusal bilinçte buluşturur,

• ekonomimizi ayağa kaldırır,

• diplomasiyle dünyaya kendimizi anlatır,

• iç barışımızı korursak,

o zaman sadece “Ben Kürdistan’ın Başkanı olsam” diye yazmayız;

bağımsız Kürdistan’ı gerçekten yaşayabiliriz.

Alan Lezan || 12.01.2026